Wednesday, June 07, 2006

.




Bugün çok çekimim var canım, gelemem. Yarın da boş vaktim yok! Iıııı belki akşam 9'dan sonra buluşabiliriz. Birlikte mi? Ha iyi birlikte döneriz, olur. Annen kek yapsın. Bira alayım mı sana gelirken ha? Ay bi kalk dolaş be, şapşal! Fotoğraf öyle çekilmez! Focusobjektifmilimetreler filan uygun olmalı. Net olsaymış güzel olurmuş. Benim işim seninkinden zor bir kere. Her yeri dolaşıyorum, her yere gidiyorum. Bi' kere şey olmuştu, duvardan atladım işte sonra filan. Neyse domatesli makarna ye, çok güzel. Aynı tabaktan yiyelim mi ehe ehe. Domatesli makarna yiyin, herkes domatesli makarna yesin! Bak bu kız bana hayran, bu da hayran, bu da hayran, herkes bana hayran çok yakışıklıyım, sen de eninde sonunda bana varacakın ulan. Balon patlamış koş! Cihangir'de börek yiyelim, kahvaltı yapalım, denize bakalım, gemiler hakkında konuşalım.

----

Bu adam hep bunları söylüyor, başka bi' olayı yok!


mtlda

Thursday, May 04, 2006

.

Yazmıyorum, yazmayacağım, sıkıldım.

Monday, September 26, 2005

casus gelmiş

PSV'den Hiele diye bir adam gelip Fenerbahçe'nin Kayseri maçını izlemiş. Sonra da, Fenerbahçe beceriksiz, Alex Avrupa'da performans gösteremez, Anelka çok iyi futbolcu Fenerbahçe'de bir yıldan fazla kalmaz vs. demiş. Ben de ona nanik yapıp annesine sevgiler göndermişim ama bana neler oluyor, bana ne Fenerbahçe'den Anelka'dan onu hiç anlamamışım.

Wednesday, September 21, 2005

sana kırmızı çok yakışıyor

birbirini tanımayan sekiz insan ve şöför taksim bostancı hattında, yaklaşık bir saattir geçmeye çalıştığımız ama henüz yüzünü bile göremediğimiz boğaz köprüsü yakınlarında bir yerde, siyah deri koltuklarla döşenmiş, kırmızı loş ışıkla aydınlatılmış bir dolmuşun içinde, çok romantik duygularla birbirimizin suratına bakmamaya özen göstererek bekliyorduk. ne olduysa şöför biz kullarına acımış bir edayla (tabi kendisi bu ortamlara alışık) bir düğmeye bastı. dıııııırt diye çıkan televizyonu "yeniden olacak o kadar"a ayarladı. ben arkadan birinin "kardeşim değiştir şu kanalı" demesini beklerken, ilk dolmuşa binerken kestiğim mini siyah etekli kadın oya başarla birlikte olacak o kadar şarkısını söylemeye başladı. ben o hayal kırıklığını üstümden yeni atmışken diğer altı kişinin daha o mini etekli kıza eşlik ederken buldum. en son indiğimde sana kırmızı çok yakışıyor çalıyordu. ben hariç herkes eğlendi, bense bir daha dolmuşa binmemeye karar verdim.

Saturday, September 10, 2005

"abi bu çakmak vapurda, fırtınada, katrinada bile yanar. yanmazsa getir, ben kefiliyim. bitmeyen kibrit de vereyim mi abi?"

Üsküdar vapurunda bir bitmeyen kibrit ve sönmeyen çakmak satıcısı

Wednesday, September 07, 2005

Faşistler 6–7 Eylül’ü kutladı

 Posted by Picasa



50 yıl öncesinin kekremsi tadını hatırlatmak için, bugüne kadar hiç su yüzüne çıkmamış 6-7 Eylül fotoğrafları sergisi dün Karşı Sanat’ta açıldı.
Geç gitme huyu vardır bende, 15 dakika kadar geç de olsa gittim açılışa. El Hamra Han’ın gösterişsiz kapısının önünde bir avuç çevik kuvvet, merdivenlerde insanlar. Galeriye çıktım, öğrendim ki faşistler gelip sergiyi dağıtmış. Duvarlara yumurta atmış, fotoğrafları indirmiş. Belli ki kötü niyetleri yok, onlar da “hatırlatmak” istemiş!

50 yıl önce bugün başladı olaylar, iki gün sürdü. “vatanperverler” önceden belirlenmiş Rumların ve onlarla birlikte diğer gayrimüslim yurttaşların evlerine ve işyerlerine saldırıyor, insanları dövüyor, yaralıyor, öldürüyor, kadınlara tecavüz ediyor, mezarlıkları tahrip ediyor, mezarların içinden ölüleri çıkartıp yerlerde sürüklüyor kiliseleri yakıyor, elinin değdiği her yeri harabeye çeviriyordu. 200 kadına tecavüz edildi. Bazıları tecavüz edildikten sonra öldürüldü. Bir rahip diri diri yakıldı, onlarcası zorla sünnet edildi. İnsanlar linç edildi. Kayıtlara 37 ölüm vakası geçti. Bütün bunlar 48 saat boyunca, dünyanın en kalabalık ordularından 1. Ordu’nun bulunduğu İstanbul’da yapıldı.

1955 yılında Yunanistan ve İngiltere’yle Kıbrıs konferansı yapılıyordu. Türkiye hem dışarıya, hem de yurttaşı olan gayrimüslüm halklara gözdağı vermek istiyordu. Plan yapıldı ve derin devlet işe koyuldu. Atatürk’ün Selanik’teki evi bobalandı. Bombalama işi Selanik başkonsolosu M. Ali Balin, yardımcısı M. Ali Tetikalp ve Kavas Hasan Uçar tarafından, Dış İşleri Bakanlığı’nın bilgisi dahilinde örgütlenmişti. Bombalayan da Selanik Hukuk Fakültesi’nde okuyan Oktay Engin adlı bir Türk’tü. Bunların hepsi 60 darbesinden sonra yapılan Yassı Ada duruşmasında kayıtlara geçti. Oktay Engin daha sonra devlet memuru oldu, İç İşleri Bakanlığı bünyesinde yükseldi, çeşitli illerde valilik yaptı.

CHP’nin tek parti döneminde İstanbul’un fethinin 500. yılında İstanbul’da Rum kalmaması hedefleniyordu. Plan iki yıllık gecikmeyle başarıya ulaştı. 6-7 Eylül sonrasında zaten Cumhuriyet’in Türkleştirme politikaları uyarınca büyük ölçüde azalan Rum nüfusunun ve diğer gayrimüslimlerin yurtlarından göçü hızlandı. 9 yıl sonra 1964'teki büyük Rum sürgünü organizasyonun eksik kalan kısmını tamamlamış oldu.

Thursday, September 01, 2005

sevişemeyen güvercinler

 Posted by Picasa


önemli not:bu yazı 16 yaşından küçükler ve çekirge için sakıncalı olabilir.

internette gezinirken şöyle bir forum sitesine rastladım.

adamın biri pek dertliymiş. bir "of" çekse karşıki dağlar yıkılırmış. güvercinleri sevişmiyormuş daha ne olsunmuş.

pek üzüldüm güvercinlerin haline ve adamın "iktidarsızım doktor bey" vari anlatımına. üşenmedim araştırdım. şimdi dikkatlice okuyun, önemli yerleri not edin, hiç çekinmeyin anlamadığınız yerleri sorun.

ilk önce birbirine yakıştırdığınız, sevişmesini istediğiniz güvercinleri özel bir kafese koyun. sonra gidip "çetene" denen kuş yiyeceğinden alın ve mum ışığı eşliğinde sevişmesini istediğiniz güvercinlere akşam yemeğinde yedirin. sonra ikisini başbaşa bırakın. bu çetene kuşlarda viagra etkisi yapar. kalan işi kendi kendilerine halleden güvercinleriniz bir süre sonra elinize nur topu gibi yumurtaları verirler. mutlu oldunuz mu?